YASAMA VE YÜRÜTMEYİ KİM DURDURACAK?-2

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

         Ha Mim, Ha Mim, Ha Mim, Ha Mim
         Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Esselatu Vesselamü Ala Seyyidina Muhammedin ve Alihi ve Sahbihi Ecmein.

YASAMA VE YÜRÜTMEYİ KİM DURDURACAK?

         Dokunulmazlık zırhına bürünen bürokratlar, milletvekilleri, bakanlar ve asker. Bu zırhı bunlar giydiği müddetçe bu yolsuzlukları önleyemezsiniz. Eğer dikkat ederseniz büyük yolsuzlukların altında, kaynağında, bütün kötülüklerin ana temelinde bu fotoğrafı görürsünüz. Yapacak iş şudur dokunulmazlıkların kaldırılması, idam yasasının geri gelerek kanunların caydırıcı olması gerekmektedir. Geçmişten örnek alırsanız, yolsuzluk çetelerine dokunulmamış, herkesin yaptığı yanına kar kalmıştır. Fakir fukara soyulmuştur. Türkiye’nin ihalelerini bu eller ile mafya yapmaktadır. Kaçakçılık yine bu eller ile yürütülmektedir. Bu olayın devede bir kulak olduğunu zannediyorum. Ak partinin teröre yaklaşması hayra alamet değildir. Çiller hükümetini hepimiz biliyoruz. Bunun bir benzeri. Devlet yolsuzluğu. Şu anda meclisin dosyası bir hayli kabarık. Bin beş yüz belediye sabıkalı. Başbakan şaibeli. Başbakan ne yapmaya çalışıyor? Ne kadar başını kumlara soksan da, kıçın açıkta. Yolsuzluklar ortada. Sana bir nasihat olsun bu kıssa.

FATİH SULTAN MEHMED'İN MAHKEMELİK OLAYI

         Fatih Sultan Mehmet’in yargılanıp elinin kesilmesine karar verilen dava, Üsküdar Gülfem Hatun Mahallesi’ndeki 11 numaralı kırmızı taş binada görülmüştü. Fetihten 10 yıl sonra cereyan eden olay şu şekilde gerçekleşiyor:

         İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet, fethin üzerinden yaklaşık on sene sonra cami inşasında kullanılacak iki mermer sütunu Sinan Atik isimli Rum mimara (bazı kaynaklarda bu mimarın ismi Khristodoulos olarak da geçmektedir) teslim eder.
Fatih Sultan Mehmet, fetihten on yıl sonra da Mimar Atik Sinan’a, kubbesi Ayasofya’dan daha büyük bir cami yapması için emreder.

         Atik Sinan her ne kadar bu işe “Emrin başım üstüne” diyerek başlasa da malzemeler arasında bulunan yüksek mermer sütunları kendi hesabına göre ölçüp biçip “üç arşın” kestirdikten sonra yaptığı cami Fatih’in istediği ölçüde heybetli olmaz.

         Fatih Sultan Mehmet, yeni yapılan camiyi görünce “Kubbesi Ayasofya’dan daha büyük olsun...” emrine neden uyulmadığını sorar. Mimar; büyük bir depremde caminin yıkılacağından korktuğu için kubbesini Ayasofya’dan daha küçük yapmak zorunda kaldığını ve bu yüzden sütunları kestirdiğini söyler.

         Fatih, mimarın hem Ayasofya’yı (emrine rağmen) özellikle kayırdığını düşündüğü için hem de kendinden izin alınmadan böyle bir işe kalkıştığı için “Mermer sütunları kesen ellerin kesilmesi” emrini verir.

         Mimar Atik Sinan bunu özellikle yapmadığını “Hesaplarına göre Ayasofya’nın kubbesinden daha büyük bir kubbenin, ilk depremde yıkılacağını” düşündüğünü söyler ama emir büyük yerdendir ve geri dönüşü yoktur.

         Fakat çevresindekilerin de cesaretlendirmesiyle, mimar haklılığına olan güvenini daha da bir pekiştirir ve İstanbul’u fetheden, Fatihler Fatihi, Padişah Fatih Sultan Mehmet’i mahkemeye verip hakkını aramak için Kadı Hızır Bey’e şikâyet eder.

         Bizzat Fatih Sultan Mehmet tarafından atanmış, Osmanlı adaletini simgeleyen Kadı Hızır Bey, mimarı dinleyip dava açılması için haklı sebep olduğuna kanaat getirir ve Fatih Sultan Mehmet’in mahkeme edilmesine karar verir.

         Fatih mahkemeye gelir ve duruşma başlar. Fatih Sultan Mehmet çok büyük bir insan olabilir ama emrindeki birini mahkeme etmeden cezalandırmıştır. Karşı taraf savunmasını yapar, mimar gerekçelerini açıklar ve kadı kararını verir. Fatih Sultan Mehmet suçlu bulunur ve kendisi de mimara uyguladığı cezayla yani elleri kesilerek cezalandırılacaktır.

         Bunu duyan Mimar Atik Sinan kulaklarına inanamaz ve kadıya yalvararak şikâyetini geri çeker. Kadı, bunu göz önünde bulundurarak cezayı maddi tazminata çevirir ve mimara yüklü bir miktarda para verilmesine karar verir.

         Evliya Çelebi’nin aktardığına göre, karardan sonra Fatih, çıkardığı demir sopayı kadıya göstererek: "Eğer sen Allah’ın hükmünü uygulamayıp, elimi kesmeye beni mahkûm etmeseydin bununla başını paramparça ederdim" der. Kadı Hızır Bey de sakladığı kamayı çıkararak cevap verir: "Sen de benim hükmümü kabul etmeseydin, ben de bununla seni delik deşik ederdim" der.

         Biz, bu tabloya hasretiz. Biz, bu tabloyu görmek istiyoruz. Ahlaken çökmüş bu millette ne arıyorsun? Bu milletin ahlak sorunu var. Bu sorun çözülmeden gelen gideni aratır. 
Sevgiler saygılar. 

Hak ve Hakikat Partisi 
Genel Başkanı 
Sayın Dursun GÜNEŞ



Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   859 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın