Meydana İnen İnsan

Yazı Dizisi

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

İmam Mehdi Savaşları - 11

Meydana İnen İnsan

“Hani Rabbin meleklere: “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım demişti.” Melekler de: Ey Rabbimiz sen yeryüzünde kargaşa çıkartacak,  kan dökecek birini mi yaratacaksın?” oysaki biz seni överek hamdinle teshib ve takdis ediyoruz.” dediler. (Allah da meleklere): “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim” dedi.” (Bakara Suresi 30)

Bir başka ayeti kerimede ise;

“O, sizi yeryüzünün halifeleri yapan ve sizleri verdiği şeylerle denemek için kiminizi kiminize üstün kılandır. Şüphe yok ki, Rabbin çabuk cezalandıran ve yine şüphe yok ki, O tek bağışlayan, tek merhamet edendir.” (Enam Suresi 165)

“O nesneler mi üstün? Yoksa, çaresiz kalıpta kendisine dua ettiği zaman darda kalana, bunalana yetişen, sıkıntısını gideren, sizi dünya düzenini korumaya, ilâhî hükümleri icraya, yeryüzünün halifeleri olarak hazırlayıp yerleştiren Allah mı?” (Neml Suresi 62)

On sekiz bin alemi yaratan türlü nimetlerle donatan Yüce Allah (cc). Rabbim Resulullah Efendimiz (sav) şöyle buyurdu: “ Beni Rabbim terbiye eyledi, terbiyemi de güzel eyledi. Ben güzel ahlak üzere geldim.”

 Nur Suresi

1-  Bu sûreyi biz indirdik ve farz kıldık. Kullarımıza meşrûiyet sınırlarını bu sûrede çizdik. Bu sûrede, hükümleri açık âyetler de indirdik. Düşünüp öğüt almanıza vesile olur.

2- Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine derilerini incitecek şekilde yüz kırbaç vurun. Allah’a, Allah’a imanın gerektirdiği esaslara ve âhiret gününe iman ediyorsanız eğer, Allah’ın dininde, şeriatın hükümlerini uygulamada, acıma duygusu onları cezalandırmanızı engellemesin. Onların alenen cezalandırılması sırasında, mü’minlerden bir cemaat de hazır bulunsun.

3-  Zina eden bir erkek, ancak zina eden bir kadınla veya ilâhlığında, mülkünde, tasarruflarında Allah’a ortak koşan müşrik bir kadınla evlenebilir. Zina eden bir kadınla da, ancak zina eden bir erkek veya ilâhlığında, mülkünde, tasarruflarında Allah’a ortak koşan müşrik bir erkek evlenebilir: Böyle bir evlilik mü’minlere haram kılınmıştır.

4- Namuslu, iffetli, hür kadınlara, zina suçlamasında bulunup, sonra bunu ispat için dört görgü şâhidi getiremeyenlere, derilerini incitecek şekilde, seksen kırbaç vurun ve artık onların şâhitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar, işte onlar hakça bir düzenin dışına çıkan fâsıklardır, günahkârlardır.

5- Ancak bundan sonra, iftiradan, günah işlemekten vazgeçerek Allah’a itaate yönelenlerin, tevbe edip kendilerini düzeltip ıslah-ı nefs edenler başka. Allah çok bağışlayıcı, engin merhamet sahibidir.

6- Eşlerine zina suçlamasında bulunup da, kendilerinden başka görgü şâhitleri de olmayanların her birinin şâhitliği, kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ederek şâhitlik etmesidir.

7- Beşinci defa da, eğer yalan söyleyenlerden ise, Allah’ın lânetinin kendi üzerine olmasını dilemesidir.

8- Kadının, kocasının yalan söyleyenlerden olduğuna dair dört defa diye Allah adına yemin ve şâhitlik etmesi , (Allah'a yemin ederim ki, o muhakkak yalancılardandır! demesi) kendisinden cezayı kaldırır.

9- Beşinci defa da, eğer kocası doğru söyleyenlerden ise, Allah’ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesidir.

10- Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, Allah insanları tevbeye itaate sevk edip tevbeleri kabul eden, hikmet sahibi ve hükümran olmasaydı, haliniz nice olurdu?

11- Peygamberin eşine, bu ağır iftirayı atanlar, iffetsizlik suçlamasında bulunanlar, şüphesiz sizin içinizden bir gruptur. Bunu kendiniz için kötü bir olay sanmayın. Aksine o sizin için hayırlı bir olaydır. Onlardan her bir kişiye, bilerek ne günah işlemişse onun karşılığı olan ceza uygulanacaktır. Onlardan elebaşılık yapıp, bu günahın, vebalin büyümesine yol açan kimse için de çok büyük bir azap vardır.

12- Bu iftirayı işittiğinizde, erkek ve kadın mü’minlerin birbirleriyle ilgili hayırlı düşüncelerde, hüsn-ü zanlarda bulunarak: 'Bu apaçık bir iftiradır' demeleri gerekmez miydi?'

13- İftiracıların da bu konuda dört görgü şâhidi getirmeleri gerekmez miydi? Mademki şâhitleri getiremediler, öyleyse onlar, Allah nezdinde yalancıların ta kendileridir.

14- Eğer dünyada ve âhirette, ebedî yurtta Allah’ın lütfu ve merhameti üstünüzde olmasaydı, içine daldığınız (yaygaradan)  bu iftiradan dolayı size mutlaka büyük bir azap isabet ederdi.

15- Çünkü siz bu iftirayı, dilden dile birbirinize aktarıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız, ciddi, kesin bilgiye dayalı delilinizin bulunmadığı şeyi, ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki, bunun doğurduğu günah ve zarar Allah katında çok büyüktür.

16- Onu duyduğunuzda: 'Bunu konuşup yaymamız bize yakışmaz. Hâşâ! Bu çok büyük bir iftiradır.' demeli değil miydiniz?

17-  Eğer inanmış insanlarsanız, Allah, bir daha buna benzer davranışları tekrarlamaktan sizi sakındırıp uyarıyor, sorumluluklarınızı hatırlatıyor.

18- Allah âyetleri, şer’î hükümleri, üstün ahlâk kurallarını size açıklıyor. Allah işin iç yüzünü çok iyi bilir. Hikmet sahibi ve hükümrandır.

19- İman edenler arasında büyük günahların, hayâsızlığın, gayrimeşrû ilişkilerin, zinanın kural-sınır tanımızlığın, cimriliğin, ahlâksızlığın yayılmasını isteyen kimseler, gruplar için dünyada da, âhirette, ebedî yurtta da can yakıp inleten müthiş bir azap vardır. Onların gerçek niyetlerini Allah bilir, siz bilemezsiniz.

20- Üzerinizde Allah’ın lütuf ve merhameti olmasaydı, Allah çok şefkatli ve merhametli olmasaydı, haliniz nice olurdu?

21- Ey iman edenler (iman nimetine kavuşanlar), şeytanın, şeytan tıynetli ahlâksız azgınların, şeytanî güçlerin peşlerine takılmayın, izlerinden gitmeyin. Kim şeytanın, şeytan tıynetli ahlâksız azgınların, şeytanî güçlerin peşlerine takılır, izlerinden giderse, bilesiniz ki onlar, meşrû olmayan şehevî fiilleri, gayri meşrû ilişkileri, zinayı, iffetsizliği, haddi aşmayı, cimriliği, ahlâksızlığı, şeriatın suç saydığı, haram kıldığı, mü’minlerin tasvip etmediği, icrasında hayır görmediği şeyleri emrederek, şeriata aykırı bir düzen kurar. Eğer üzerinizde Allah’ın lütuf ve merhameti olmasaydı içinizden hiç kimse temize çıkamazdı, vicdanını arındıramazdı. Fakat Allah, sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu varlıkları arındırır. Dilediğini temize çıkarır, Allah her şeyi işitir ve her şeyi bilir.

22- İçinizden lütuf ve servet sahibi kimseler akrabaya, çevresi, çaresi olmayan yoksullara, Allah yolunda özgürce Allah’a kulluk ve ibadet etmek, güç ve gönül birliği yapmak için hicret edenlere, mallarından hiçbir şey vermeyeceklerine dair yemin etmesinler. Sorgusuz sualsiz affetsinler. Azarlamadan, kınamadan kusurlarını görmezlikten gelsinler. Allah’ın sizi koruma kalkanına almasını, bağışlamasını arzu etmez misiniz? Allah çok bağışlayıcı, engin merhamet sahibidir.

23- Namuslu, kötülüklerden habersiz, dalgın ve düşüncesizce davranan mü’min kadınlara zina suçlamasında bulunanlar dünyada ve âhirette, ebedî yurtta lânetlenmişlerdir. Onlara büyük bir azap vardır.

24- İşlemeye devam ettikleri amellerine, dilleri, elleri ve ayaklarının aleyhlerinde şâhitlik edecektir.

25- O gün, Allah onların hesaplarının, hayırlı amellerinin ve itaatlerinin, günahlarının ve isyanlarının karşılığını adâletle hakkaniyetle tamı tamına verecektir. Onlar da, Allah’ın bizâtihî varlığında şüphe olmayan, apaçık Hak, gerçek ve âdil bir ilâh olduğunu anlayacaklar.

26- Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler ise kötü kadınlara; namuslu, lekesiz kadınlar namuslu erkeklere; namuslu, lekesiz erkekler de namuslu kadınlara yaraşır. İşte bu namuslu olanlar, kötü söylenti çıkaranların, iftira atanların dillerine doladıkları şeylerle ilgileri olmayanlardır. Koruma kalkanına alınırlar, onlara bağışlanma, bol ve güzel rızıklar vardır.

27- Ey iman edenler, dostça geldiğinizi fark ettirip izin almadıkça, ev halkına selam vermedikçe kendi evinizden başka evlere girmeyin! Böylesi sizin için daha hayırlıdır. Herhalde bunu düşünüp anlarsınız.

28- Evde kimse bulamazsanız, size izin verilinceye kadar o eve girmeyin. Eğer size:'Geri dönün' denilirse hemen geri dönün. Bu sizin için daha nezih, daha temiz ve günahtan arınmış bir davranıştır. Allah işlemeye devam ettiğiniz amelleri biliyor.

29- İçinde kendinize ait eşyanın bulunduğu, şahsî mesken olarak kullanılmayan, faydalandığınız binalara girmenizde herhangi bir günah, vebal yoktur. Allah sizin iyi veya kötü niyetle, açıkça yaptıklarınızı da, gizleyerek yaptıklarınızı da bilir.

30- Mü’min erkeklere söyle: Hain bakışlardan sakınıp, zerâfetlerini koruyarak önlerine baksınlar. Irzlarını, namuslarını korusunlar, bellerine sahip olsunlar. Bu kendileri için daha nezih, günahtan ve haramdan daha arınmış bir davranıştır. Allah onların hile ile kurduğu gizli-açık düzenlerden, tuzaklardan, ilişkilerden haberdardır.

31- Mü’min kadınlara da söyle: Hain bakışlardan sakınıp, zerâfetlerini koruyarak önlerine baksınlar. Namus ve iffetlerini muhafaza etsinler, bellerine sahip olsunlar. Açık olması zaruri olan yerleri (el ve yüzleri) hariç, cezbedici güzelliklerini göstermesinler. Başörtülerini, gerdanlarını, gerdanlıklarını açıkta bırakmayacak şekilde göğüslerinin üzerine sarkıtarak örtsünler. Zînetlerini, cezbedici güzelliklerini yalnızca kocalarının, babalarının, kocalarının babalarının, oğullarının, kocalarının oğullarının, erkek kardeşlerinin, erkek kardeşlerinin oğullarının, kız kardeşlerinin oğullarının, hemcinsleri olan kadınların, meşrû şekilde sahip oldukları, üzerlerinde meşrû hakları olan câriyelerin, kadına ihtiyacı kalmamış cinsî güçten düşmüş erkek hizmetkârların, yahut henüz kadınların mahrem yerleriyle ilgilenmeyen, farkında da olmayan çocukların yanında açabilirler. Gizlemekte oldukları güzellikleri, takıları anlaşılsın diye ayaklarını yere vurarak erkekleri tahrik etmesinler. Ey mü’minler, hepiniz birden günah işlemekten vazgeçip Allah’a itaate yönelerek tevbe edin ki, kurtuluşa, ebedî nimetlerle mutluluğa eresiniz.

32- İçinizden bekârları, dulları, kölelerinizden ve câriyelerinizden dindar, ahlâklı, hayır-hasenat sahibi müslüman, sâlih kimseleri evlendirin, evliliklerini tescil ve ilan edin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah lütfuyla onları zengin eder. Allah’ın lütfu geniştir, her şeyi bilir.

33- Evlenme imkânı bulamayanlar ise, Allah lütfuyla kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar. Meşrû şekilde sahip olduğunuz, üzerlerinde meşrû haklarınız olan köleler ve câriyelerden yazılı sözleşme yapmak, bir bedel karşılığında hürriyetlerine kavuşma sözleşmesi akdetmek isteyenlerle, hürriyete kavuşmalarında kendileri için bir hayır görüyorsanız eğer, onlarla hemen yazılı sözleşme yapın. Allah’ın size vermiş olduğu paradan ve servetten siz de onlara vererek hürriyetlerine kavuşmalarına yardımcı olun. Câriyeleriniz, evlenerek aile hayatı kurmak, iffetli yaşamak, İslâm’a girmek istedikleri takdirde dünya hayatının geçici hazlarını elde etmek, kazanç sağlamak için, fuhuşa zorlamayın, baskıyla, zorla, istemedikleri, hoşlanmadıkları bir hayatı onlara yaşatmaya kalkmayın. Kim onları fuhuşa zorlarsa, bilinmelidir ki, zorlanmalarından sonra Allah onlar için çok bağışlayıcı, engin merhamet sahibidir.

34- Andolsun, biz size delilli, gerekçeli, ayrıntılı açıklanmış âyetler, şer’î hükümler, cezalar ve ahlâkî kurallar; sizden önce yaşayıp gitmiş olanlardan örnekler; Allah’a sığınıp, emirlerine yapışarak günahlardan arınıp, cezadan korunanlar, kulluk şuuruyla, haklarının bilincinde olan mü’minler, takvâ sahipleri için öğütler uyarılar indirdik.

35- Allah, göklerin ve yerin nurudur (aydınlatıcısıdır). O'nun nurunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandil gibidir. O lamba bir billur içindedir; o billur da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir ağaçtan çıkan yağdan tutuşturulur. (Bu öyle bir ağaç ki) yağı, nerdeyse, kendisine ateş değmese bile ışık verir. (Bu ışık) nur üstüne nurdur. Allah dilediği kimseyi nuruna kavuşturur. Allah insanlara (işte böyle) misal verir; Allah her şeyi bilir.

36- Bu kandil birtakım evlerindedir ki, Allah o evlerin yücelmesine ve içlerinde isminin zikredilmesine izin vermiştir. Onlar da sabah ve akşam ona tesbih ederler.

37- Öyle erler vardır ki; onları ne bir ticâret, ne bir alış veriş Allâhı zikretmeleriden, dosdoğru namaz kılmakdan, zekâtı vermekden alıkoymaz. Onlar kalblerin ve gözlerin (dehşetle) döneceği gönden korkarlar.

38- O gün, Allah onları, devamlı, bilinçli olarak işledikleri amellerin en güzelini, en değerlisini ölçü alarak mükâfatlandıracak, lütfundan onlara fazlasını verecektir. Allah sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kimselere hesapsız nimet ve rızık verir.

39- Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenlerin, küfre saplananların amelleri, ıssız çöllerdeki serap gibidir. Susayan serabı su zanneder. Nihayet oraya vardığında, orada herhangi bir şey bulamamış, üstelik yanı başında Allah’ı bulmuştur. Allah onun hesabını tamı tamına görür. Allah çok çabuk hesaba çeker.

40- Yahut inkâr edenlerin, küfre saplananların amelleri engin, derin dalgalı bir denizdeki yoğun zulmet karanlıklar gibidir. Peş peşe kopan dalgalar, dalgaların üstündeki kara bulutlar. Her taraf üst üste teşekkül eden zifiri karanlıklarla kaplıdır. İnsan elini öne doğru uzatsa, elini göremez. Bir kimseye Allah nur vermemişse, artık o kimsenin aydınlıktan nasibi yoktur.

41- Göklerdeki ve yerdeki akıllı ve sorumlu kimseler, kanat çırparak, süzülerek, sıra sıra uçan kuşların Allah’ın koyduğu düzen içinde Allah’ı tesbih ettiklerini görmüyor musun? Her biri kendi namazını, görevlerini yaparak duasını ve tesbihini biliyor. Allah da onların sergilemeye devam ettikleri güzel davranışları biliyor.

42- Göklerin ve yerin mülkü ve hâkimiyeti Allah’ındır. Sonuçta yalnız Allah’ın huzuruna varıp hesap verecekler.

43- Görmüyor musun? Allah bulutları sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olan yere sürüklüyor. Sonra onları bir araya getirip üst üste yığıyor. İşte görüyorsun ki, bunlar arasından yağmur çıkıyor. O, gökten, oradaki dağ gibi bulutlardan dolu da indirir. Onu dilediğine isabet ettirir, dilediğinden uzaklaştırıyor. Bu bulutlardan çıkan şimşeğin parıltısı neredeyse gözleri alır.

44- Allah gece ile gündüzü uzatarak kısaltarak, sıcaklık derecelerini yükselterek, düşürerek, aralıksız değiştiriyor. Akıl ve basiret sahipleri  hakikati görenler için bunda açık deliller, ibretler vardır.

45- Allah bütün canlıları sudan yarattı. İşte bunlardan bazıları karnı üstünde sürünür, bazıları iki ayağı üstünde yürür, bazıları da dört ayağı üstünde yürür. Allah, dilediğini yaratır. Şüphesiz ki Allah, her şeye gücü yetendir.

46- Andolsun biz (her şeyi) apaçık bildiren âyetler indirdik. Allah dilediğini doğru yola iletir.

47- Bir de Allaha ve Resulüne inandık ve itaat ettik  Kur’ân’a, sünnetine ve devletine bağlıyız, itaat ediyoruz' diyorlar, sonra da, ardından, içlerinden bir grup Rasulullah’ın verdiği kararlardan yüz çeviriyor, güç ve iktidarlarını kullanarak halkı istedikleri istikamette yönlendiriyorlar. İşte bunlar, Allah’ın Rasulünün verdiği hükmü kabul etmeyenler mü’min değildirler.

48- Aralarında hüküm vermesi, hakem olması, idarî düzen uygulamaları için Allah’a ve Rasûlüne, emir ve hükümlerine itaate, Kur’ân ve sünnetin uygulayıcılarının huzuruna davet edildikleri zaman, bakarsın ki, içlerinden bir grup yüz çevirip, azılı düşmanlarla işbirliği içine giriyorlar, Kur’ân öğretimine, Kur’ân ilkelerinin toplumda yaşanmasına engelleyici tedbirler alıyorlar.

49- Eğer (Allah ve Resulünün hükmettiği) lehlerine olabilecek uygulamalara, hak ve menfaate davet edilmişlerse boyun eğip koşarak gelirler.

50- Kalpleri mi kararmış, akıllarından zorları mı var, hasta ruhlu mudurlar, yoksa senin peygamberliğin ve doğru icraatlar yaptığın konusunda şüphe mi ediyorlar, şüphelerini destekleyecek hususlar mı arıyorlar, yahut Allah ve Rasulünün kendilerine zulüm ve haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Doğrusu, asıl zâlim olanlar kendileridir.

51-Aralarında hüküm vermesi, hakem olması için, Allah’a ve Rasûlüne, Kur’ân ve sünnetin uygulayıcılarının huzuruna davet edildiklerinde mü’minlerin sözü kesinlikle:'Kararını duyduk. Kur’ân’a, sünnete ve devletin kararlarına itaat ettik (semi'na ve ata'na)' demeleridir. İşte asıl bunlar kurtuluşa, ebedî nimetlerle mutluluğa erenlerdir.

52- Allah’a ve Rasulüne itaat edenler, Kur’ân ve sünneti uygulayanlar, Allah’tan korkarak saygı duyanlar, O’na sığınanlar, emrine yapışanlar, günahlardan arınıp, azabından korunanlar, işte; murada erecek olan bunlardır.

53- Münafıklar, sen, kendilerine emrettiğin takdirde, mutlaka savaşa çıkacaklarına dair peş peşe Allah’a büyük yeminler ettiler.'Yemin etmeyin, itaatiniz mâlûmdur, sizden istenen meşrû emir ve kararlara, sadakatle, samimiyetle itaattir. Allah işlediğiniz gizli-açık bütün amellerden haberdardır.' de.

54- 'Allah’a itaat edin, kitabındaki hükümleri uygulayın. Rasulüne itaat edin, sünnetini uygulayın. Kitaptan ve sünnetten yüz çevirip, halkı istediğiniz istikamette yönlendirmiş olsanız bile, elçiye zarar veremezsiniz. Peygamberin sorumluluğu kendisine yüklenen tebliğ görevini yapmaktır. Sizin sorumluluğunuz da size emredilenlere itaattir.' de. Eğer Rasulullah’a itaat eder, tebliğine, teşriine, sünnetine uyup uygularsanız, doğru, hak yola girmiş, İslâm’da sebat etmiş olursunuz. Allah’ın Rasulüne düşen, yalnız apaçık bir tebliğdir.

55- Allah, içinizden imanda kemale erip hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirenleri, sâlih ameller işleyenleri, kesinlikle başkalarının yerine geçirip yeryüzüne sahip ve hâkim kılacağını, onlardan öncekileri sahip ve hâkim kıldığı gibi, sahip ve hâkim kılacağını; kendilerine lâyık görerek beğenip seçtiği dinlerini, şeriatlarını, medeniyetlerini, İslâm’ı yeryüzüne yerleştirip, kök saldıracağını, kuvvetlendireceğini; güçlü ve itibarlı hale, iktidara getireceğini; korkularının ardından emniyet ve güven sağlayacağını onlara va’detti. Onlar beni ilâh tanırlar, candan müslümanlar olarak bana bağlanırlar, saygıyla bana kulluk ve ibadet ederler. İlâhlığımda, mülkümde, tasarruflarımda bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar, gizli şirke düşmezler, bana hiçbir şeyi eş tutmazlar. Kimler bundan sonra, inkâr eder, küfre saplanır, bu nimetlere nankörlük ederse, işte onlar doğru ve mantıklı düşünmenin, hak dinin dışına çıkan âsilerin, fasıkların, bozguncuların, günahkârların, ta kendileridir.

56- Namazı âdâbına riayet ederek, aksatmadan kılın. Vicdanlarınızı, servetinizi arındıran, berekete vesile olan zekâtı verin. İlâhî hükümleri icraya yetkili Rasulullah’a itaat edin, tebliğine, teşriine, sünnetine uyup uygulayın. Bunlar rahmete ve merhamete mazhar olmanıza vesiledir.

57- Sakın o küfredenlerin yeryüzünde aciz bırakabileceklerini sanma! Onların varacakları yer ateştir! Şüphesiz o, pek kötü bir gidiştir.

58- Ey iman edenler, meşrû şekilde sahip olduğunuz köle ve câriyeleriniz, sizden henüz ergenlik çağına girmemiş olan çocuklar, sabah namazından önce, öğleyin soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra, yanınıza girmek istediklerinde, sizden üç defa izin istesinler. Bu vakitler, mahrem halde bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında sizin için de onlar için de bir mahzur yoktur. Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. İşte Allah, âyetlerini, şer’î hükümleri size böyle açıklıyor. Allah her şeyi bilir. Hikmet sahibi ve hükümrandır.

59- Çocuklarınız ergenlik çağına girdiklerinde kendilerinden öncekilerin, büyüklerin izin istediği şartlara benzer şartlarda, onlar da izin istesinler. İşte Allah, âyetlerini, şer’î hükümleri size böyle açıklıyor. Allah her şeyi bilir. Hikmet sahibi ve hükümrandır.

60- Evlenmekten ümidi kesmiş, çocuktan kesilmiş yaşlı kadınların, cazibe ve güzelliklerini gösterme niyeti taşımaksızın bazı elbiselerini, dış elbiselerini çıkarmalarında kendilerine bir vebal yoktur. İffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir.

61- Meşrûiyyet sınırları içinde, âmânın, topalın, hastanın teklifsiz, tekellüfsüz davranışlarında bir mahzur, bir günah olmadığı gibi, onlara güven, yardım ve dayanışma da, katı kurallara tâbi değildir. Onların ihtiyaçları esirgenmez. Sizin de, kendi evlerinizden, babalarınızın evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeşlerinizin evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden veya sahiplerinin bilgisi dâhilinde, anahtarları elinizde bulunan yerlerden, yahut dostlarınızın evlerinden yemek yemenizde bir günah, vebal yoktur. Grup halinde veya tek tek içeri girerek yemek yemenizde de bir vebal yoktur. Evlere girdiğiniz zaman, Allah katından bereket ve güzel bir yaşama dileği ile, mutluluk dileği ile birbirinize, kendinize selâm verin. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklıyor. Aklınızı kullanarak Allah’ın âyetlerini anlamanıza, ihtiva ettiği hükümlerle amelinize vesile olur.

62- Şuurlu ve kâmil mü’minler Allah’a ve Rasulüne gönülden iman edenlerdir. Onlar, peygamberle birlikte, ortak bir iş üzerindeyken, ondan izin istemedikçe bırakıp gitmezler. Senden izin isteyenler, işte onlar, Allah’a ve Rasulüne iman etmiş kimselerdir. Öyleyse, bazı işleri için senden izin istediklerinde, sen onlardan, dilediğine izin ver. Hizmetlerini devam ettirme şartıyla onlar için Allah’tan bağışlanma, koruma kalkanına alınma dile. Allah çok bağışlayıcı, engin merhamet sahibidir.

63- Resulü kendi aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın. Size yaptığı çağrıyı, birbirinize yaptığınız çağrı gibi değerlendirmeyin! İçinizden birbirini siper ederek sıvışıp sıvışıp gidenleri Allah mutlaka biliyor. Artık onun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir fitnenin veya acı bir azabın gelmesinden çekinsinler!

64- Uyanın, göklerde ve yerde ne varsa hep Allah'ındır. O, sizin bulunduğunuz durumu mutlaka bilir. Hele O'na döndürülecekleri günde ne yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah herşeyi hakkıyla bilendir.

 

“Ey Davud! Gerçekten biz seni yeryüzünde bir halife yaptık. Artık insanlar arasında adaletle hükmet. Keyfe, nefsi arzuya uyma ki, seni Allah yolundan saptırmasınlar. Çünkü Allah yolundan sapanlar, hesap gününü unuttukları için kendilerine çok şiddetli bir azab vardır.” (Sad Suresi 26)

“Sizi yeryüzünde halifeler yapan O'dur. Onun için kim inkâr ederse, inkârı kendi zararınadır. Kâfirlerin küfrü, Rableri katında kendileri için ancak gazabı arttırır. Kâfirlerin küfrü, kendilerine ziyandan başka bir şey getirmez.” ( Fatır Suresi 39)

“Resulü Ekrem (sav) Adil Sultan, Allah’ın (cc) yeryüzünün halifesidir.” (Beyhaki)

“Neslimden gelecek olan Mehdi, Allah’ın halifesidir.” (Deylemi, Hâkim)

“Emr-i maruf ve nehy-i münker yapan Allah’ın ve Resulünün halifesidir.” (Deylemi)

Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyuruyor: “Allahü teâlâ halifelerime rahmet etsin. Sünnetimi ihya edip yayan halifemdir.” (İ.Asakir)

Bizleri Halife yapan Allahu Teala’ya Hamdü sena olsun.

Asr Suresi:

1- Asra Yemin Olsun ki,

2- İnsan muhakkak hüsrandadır.

3- Ancak iman, edip salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.

Kurt sürüleri, çakal sürüleri, domuz sürüleri, haddini aşmış yırtıcı hayvanlar. Koyun, kuzu ne varsa saldırıyorlar, parça parça edip bırakıyorlar. Çoban sürüye sahip değil. Eğer köyün köpekleri kızanda ise; av peşine gitmez. Eğer Emniyet; meyhanede ise, avrat peşinde ise, bomba peşinde gitmez...

Ey İnsanlar! Şehvet tutkusu olan insanlar şehvetinin peşine gider. Şehvet insanın gözünü perdeler. Aklını da şehvete bağlar, kadınların peşinde salyaları akar. Bu gibi insanlar vazife yapamaz. Bürokrat sarhoş olamaz, sarhoş dolaşamaz, sarhoşlar vazife yapamaz. Siz, sarhoşları başa getirdiniz! Her olayın arkasında istihbarat zafiyeti var. Hangi pavyonda kim çalışıyor haberleri var. Yapmayın! Demokrasi dediniz, zinayı serbest bıraktınız, her tarafı fuhuş yuvasına çevirdiniz.

Devlet yapısı hantal olursa, çakallar masa başına kadar gelip otururlar. Eğer bir memlekette yolsuzluklara rüşvete yol veriliyorsa; çok daha bomba yüklü araç geçer bu yoldan... Durduramazsınız! Doğuda Milletvekilleri boş durmuyor, sayenizde sevkiyat yapılıyor. Ta Meclise kadar pisliğe batmışsınız. Hocam, balık baştan kokar baştan.

Ey Haçlı Çocuklar! Osmanlı’yı kim vurdu? Hilafeti kim kaldırdı? Kime hizmet ediyorsunuz? Her gün yüzlerce insan ölüyor İsrail rahat olsun diye. Bu mu sizin insanlığınız? FETÖ “Terör Örgütü” de siz nesiniz ya?

Güneydoğu’nun kaynadığı sırada Türk askerinin Suriye’ye girmesi, Barzani ve Joe Biden’in Türkiye’ye gelmesi ne anlama geliyor?

Eğit-Donat- Cepheye Sür. Özgür Suriye Ordusunu kuran Türkiye, Ordusuyla beraber Suriye’de; IŞİD’e karşı, Suriye’ye karşı savaşa başladı.

Bu neyin savaşı derseniz; Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), Ortadoğu’nun İsrail’e göre, Haçlılara göre şekillenmesi, kutsal toprakların kurtarılması...

“Hadi hayırlı olsun, Nihayet istenilen oldu...”

 

Seyyid Muhammed Ali

24 Ağustos 2016 - Ankara 



Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   2229 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın