Türkiye Ekonomisinde Gelinen Nokta

Türkiye’de ekonomiden bahseden herkes IMF den bahsetmek zorundadır. Çünkü ilk stand by anlaşmasının yapıldığı 1958 yılından bu yana genel anlamda Türkiye ekonomisine IMF’nin denetimi ve kontrolünde yön vermiştir. 1958 den 2007 ye 49 yıllık süreçte tam 20 stand by anlaşması yapılmıştır. Bunların sonuçlarına birazdan değineceğiz..Şu anda IMF ye en fazla borcu olan ülke 8,7 milyar  dolar ile Türkiye’dir ve bu borç 2008 başında yapılması planlanan anlaşma ile artacaktır. Türkiye’yi yüksek borçlu reel faiz batağından kurtarmak için anlaşılan IMF politikaları ile iç borç son sekiz yılda %365 dış borcu ise %181,9 artmıştır. Bu arada sekiz yılda dış ticaret açığı %410  cari işlemler açığı da %2369 evet yüzde İKİBİN ÜÇYÜZ ALTMIŞ DOKUZ oranında büyümüştür. ATO araştırmalarına göre Türkiye'nin 1999 yılında toplam 103,1 milyar dolarlık dış borcu bulunuyordu. IMF ile program uygulanan dönemde dış borç toplamda yüzde 107 oranında artarak 213,4 milyar dolara (Mart 2007) kadar çıktı. Hazine'nin iç borçları ile kamu ve özel sektörün dış borçlarının toplamından oluşan "geniş anlamda borçlar" ise, bu sürede 264 milyar dolar artarak 145 milyar dolardan 409 milyar dolara kadar tırmandı.  Özel sektörün dış borçları ise 49,6 milyar dolardan 125,6 milyar dolara kadar yükseldi. Şirketlerin, Türkiye'deki bankalar ve bu bankalar aracılığıyla yurtdışından kullandıkları toplam krediler ise 33,5 milyar dolardan 139,9 milyar dolara ulaştı. Bunları şöyle bir tabloyla daha anlaşılır hale getirebiliriz;

 

GÖSTERGELER

1999

2007

Değ(%)

İç Borç (Milyar $)

42,0

195,4

365,2

İç Borç/GSMH

22,7

 

 

Dış Borç (Milyar $)

103,1

213,4

107,0

Toplam Borç (İç+Dış Borç-Kamu+Özel) (Milyar $)

145,0

408,8

181,9

Kişi Başına Borç ($)

2.238

5.534

147,3

İşsizlik Oranı (%) (Yıllık Ortalama)

7,7

10,4

 

İhracat (Milyar $) (Ocak-Aralık)

28,8

90,0

212,5

İthalat (Milyar $) (Ocak-Aralık)

39,3

143,6

265,4

Dış Ticaret Açığı (Milyar $)(Ocak-Aralık)

-10,5

-53,6

410,5

Cari İşlemler Açığı (Milyar $)

-1,3

-32,1

2367,1

Sıcak Para (Milyar $)

28,4

88,1

210,2

Bankacılık sektöründe Yabancı sermayenin payı (%)

5

42

 

 

Bu tabloyu biraz açalım… Mesela tabloya göre 2007 yılında Cari Açık %2367,1 oranda artarak 32,1 milyar dolara gelmiştir. Bu ne demektir ? Önce cari açığı tanımlayalım ; Cari işlemler dengesi olarak da tanımlanan cari denge, ödemeler dengesi bilançosunun dış ticaret (ihracat-ithalat dengesi), hizmetler (hizmet alımları-hizmet satımları), yatırım (net faktör) gelirleri (dış yatırım gelirleri-dış yatırım giderleri) ve cari transferler (karşılıksız olarak elde edilen dış gelirler-karşılıksız olarak yapılan dış giderler) dengelerinin toplamından oluşur.Ülkenin cari işlemlerden elde ettiği gelirler, cari işlemlere yapılan giderlerden daha büyükse bu durum cari fazla (cari işlemler fazlası); daha küçükse cari açık (cari işlemler açığı) olarak nitelenir. Yani bir anlamda cari açık ekonomik olarak dışa bağımlılığı da gösterir diyebiliriz. Çünkü cari açığı büyüyen bir ekonomi sermaye hesaplarını da büyütmek zorundadır. Sermaye hesapları büyüyen bir ekonominin ise dışa bağımlılığı artar. Cari açık ülkenin topyekun borçlanmasıdır. Bir işletme düşünün üretim, satış, değer artışı gelirleri ve sair gelirlerinin tümünden kazandığından 32,1 milyar dolar daha fazla dışarıdan alışı var.Üretime dayalı bir ekonomik yapıyı oluşturup geliştirmek yerine stand by anlaşmaları ile günü kurtarma operasyonları ile geçiştirilen ekonomik sıkıntıların birikmesi sonucu bu açık giderek artmaktadır. Ve dışa bağımlılığımızda paralel olarak artmaktadır. Ekonomik olarak dışa bağımlılığın bir  göstergesi de yabancı sermayenin ekonomi pazarında ne kadar söz sahibi olduğudur.Yine yukarıdaki tabloya göre  1999 yılında yabancı sermayenin bankacılık sektöründeki payı %5 iken 2007 yılında bu oran % 42 ye gelmiştir. Bankacılık sektörü tamamen faiz alışverişine dayalı ekonomik politikalar ile yönetildiğimiz için ekonomimizin yapıtaşıdır.  Faiz politikaları ile yönetilen en güçlü ekonomilerin bile Amerika gibi İzlanda gibi düştüğü durum bugün çok daha net ortadadır. Yani ekonominiz faize bağlıysa hele bankalarınızda yabancıların elinde ise işler iyiye gidemez. Gitmez…  2007 yılında kişi başına düşen milli gelir 6-7 bin dolar arası olarak hesaplanmıştı. Resmi verilere göre 2007 yılında kişi başına düşen milli borç toplamı ortalama 5.534 dolar olduğu düşünülürse, bide kişi başına düşen gelirin ortak dağılımının olmaması, milli gelirin yarısı kadarının %20 lik bir kesime gittiği düşünülürse meselenin vahameti daha net ortaya çıkar. Bu şu demektir; Türk Halkının büyük çoğunluğu yılda kazandığının büyük kısmını borca ödüyor. Ve bu borç ne yazık ki ödemekle bitmiyor bilakis artıyor. Borçlanmanın ekonomimize yansımasında sadece devletlerarası borçlanma değil özel borçlanmalar da(şirketler vs.) etkili oluyor. Devlet üreticisine yeterli destek olamadığı için üretici desteği dışarıdan alıyor ve sermayeyi dışa yatırıyor. Bütün bunlar neticesinde Türkiye’nin  yılda ödediği sadece borç FAİZİ  54 (elli dört) milyar doları buluyor. Basit bir  hesapla; Haftada ödenen borç faizi 1 milyar doların üstünde, Günde ödenen borç faizi  148 milyon doların üstünde Saatte ödenen borç faizi  6 milyon doların üstünde, Dakikada ödenen borç faizi 100 bin doların üstünde. Bu faiz toplam ülke bütçesinin % 25 i ediyor. Türkiye‘nin vergi gelirlerinin % 33 ü faize gidiyor. Ülkemizin ödediği yıllık borç faizi, yıllık yatırım giderlerimizin 7 katı büyüklüğünde. Türkiye‘nin bir dakikada ödediği borç faizi yüz bin doların üzerindedir. Bu yaklaşık iki yüz elli asgari ücret demektir. Her dakikada iki yüz elli  çalışanın maaşını biz borç faizine veriyoruz. Yani günde otuz altı bin çalışanın maaşı faize yani boşa gidiyor.

Bir saatte ödediğimiz faiz ile yüzlerce insana istihdam sağlayacak bir fabrika kurulabiliyor. İşsizlik oranının % 30ları aştığını düşünürsek durumun vahametini daha iyi anlarız. Yani her saat başı biz ülkemizin işsizliğini önleyecek, milli hâsılamıza katkıda bulunacak, insanların eğitimine ve ülkemizin yükselmesine, gelişmesine katkı sağlayacak bir yatırımı faiz ateşinde yakıyoruz. Bu bir saatte yandığımız kadarı. Bu yangının aylık büyüklüğü dört buçuk milyar dolara yakındır.  Bu borçlanma ve faiz politikalarının ülkeyi getirdiği durumu daha iyi anlatabilmek için şu verilerde faydalı olacaktır; Türkiye ekonomisinin kesintisiz IMF yönetimine girdiği 1998-2007 döneminde milli gelirin yıllık büyüme hızı yüzde 3.5 civarındadır. Dış borcun 1999 yılında 103,1milyar dolardan 2007 yılında 213,4 milyar dolara geldiğini düşünürsek ortalama yılda  %13,78 oranında arttığını görüyoruz. Görülüyor ki  Türkiye yılda ortalama büyüme hızının üç katından daha fazla borçlanıyor. Daha anlaşılır bir ifade ile Türkiye bazı medya gruplarının ve hükümet yetkililerin övünerek anlattıkları ekonomik büyümenin aksine her geçen gün biraz daha dışa borçlanıp biraz daha dışa bağımlı hale geliyor.     

  • Oyakbank Hollandalı ING BANK’A 2 milyar 673 milyon dolara
  • İki Türk Bir Hong Konglu ya İzmir Limanı 49 yıllığına 1 milyar 275 milyon dolara
  • Eczacıbaşı İlacın %75 i 602 milyon dolara Çek Zentiva’ya
  • Garanti Sigorta’nın %80 hissesi 486 milyon dolara Hollandalı Eureko B.V. ye
  • TÜRK TELEKOM un %10 hissesi 477 milyon dolara Sudi Soudi Oger şirketine
  • Dünyanın en büyük alışveriş merkezlerinden olan Cevahir’in %50 si Kuveytli ye
  • Kent Gıdanın zaten sahibi olan İngiliz Firmasına falım ve first sakız 450 milyon dolara
  • Çukurova Grubunun Genel Sigorta’sının %80 i İspanyol Mapfre’ye 375 milyon dolara
  • Sabancı’nın Enerjisa firmasının % 50 si Avusturya’lı Verbund’a 327 milyon dolara
  • Şeker bank’ın üçte bir hissesi Kazak Turan Alem Securities’e 300 milyon dolara
  • TMSF elindeki Site bank’ı Yunan Nova bank’a
  • TEB'in yüzde 50'si Fransız BNP’ ye
  • Yapı Kredi, TMSF tarafından Unicredito-Koç ortaklığına
  • Dış bank, Fortis'e
  • C Bank'ın kontrol hissesinin tamamı İsrail Bank Hapoalim'e
  • Finans bank, Yunan NBG'ye
  • Tefken bank, Yunan EFG'ye
  • Denizbank, Dexia'ya
  • Ada bank, bir Kuveyt finans kuruluşuna
  • PETKİM'in %51i Socar-Turcas-Injaz Ortak Girişim Grubu'na 2 milyar 50 milyon dolara  satıldı.  
  • Telsim İngiliz Vodafofe firmasına
  • Araç muayene işletmelesi Alman
  • Alternatifbank Yunan
  • Turkcell'in yarısı Finli'nin Rus
  • İzocam Fransız
  • TGRT (FOX) Amerikan
  • Demirdöküm Alman
  • Döktaş Fransız.  Firmalarına satıldı.

 

Türkiye'de mülk edinen yabancıların sayısı, 62 bin 500'e ulaştı. 779.452 kilometre kare izdüşümü yüzölçümüne sahip Türkiye'de satılan taşınmazların yüzölçümü ise 285 milyon metrekare oldu. Yüzölçümü açısından Hatay, kişi sayısı bakımından Antalya, mülk adedi açısından ise İstanbul birinci sırada yer alıyor. Türkiye'de mülk sahibi ülkelere bakıldığında yüzölçümüne göre Suriye birinci oldu. 

Alanya Ticaret ve Sanayi Odası (ALTSO) Başkan Yardımcısı ve İnşaat Komitesi Başkanı Hüseyin Erkek, yabancılara mülk satışıyla ilgili bir rapor hazırladı. Rapora göre, satışların 6 bin 53'ü, yeni kanunun yürürlüğe girdiği 7 Ocak 2006'dan 24 Temmuz 2006'ya kadar olan dönemde gerçekleşti. Bu dönemde satışı yapılan taşınmaz alanının büyüklüğü 800 bin metrekareye ulaştı. Aynı dönemde mülk edinenler ise 1876 İngiliz, 801 İrlandalı, 749 Alman, 357 Hollandalı, 296 Norveçli, 176 Belçikalı, 90 Yunanlı olarak belirlendi.

Türkiye ile arasında tam karşılıklılık anlaşması bulunan ülke sayısının 88 olduğu belirtilen raporda, Türkiye ile arasında tam karşılıklılık bulunmayan ülke sayısının 33, vatandaşları Türkiye'de sadece bina mülkiyeti edinebilen ülke sayısının 26, vatandaşları Türk Dışişleri ve İçişleri bakanlarının ortak izniyle taşınmaz edinebilen ülkeler sayısının 6 olduğu kaydedildi.

SURİYELİLERE MİRAS YOLUYLA GEÇİŞ
Türk vatandaşlarının Suriye'deki taşınmazları toplamının 1 milyon 34 bin metrekare olduğu da belirtilen raporda, Türkiye'deki Suriyelilere ait toprak miktarının ise 241 milyon metrekare olduğu, bunun da Türkiye'deki yabancılara ait taşınmazın yüzde 88'ine karşılık geldiği bildirildi. Rapora göre, Türkiye'de mülkü bulunan yabancılar arasında yüzölçümü büyüklüğüne göre Suriye'den sonra Almanya, Lübnan, Yunanistan, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri ve Mısır geldi. Suriyelilere ait mülklerin yüzde 70'e yakını miras yoluyla geçmiş.

ALAN BÜYÜKLÜĞÜ
Raporda, yabancılara ait taşınmaz satışlarında, alan büyüklüğü açısından Hatay'ın, kişi sayısı bakımından Antalya'nın, taşınmaz sayısı açısından İstanbul'un ilk sırada yer aldığı kaydedildi. Yine yabancıya satılan taşınmazların illere göre toplam yüzölçümü sıralamasında Hatay'ın ilk sırada bulunduğu ifade edilen raporda, Hatay'ı sırasıyla, İstanbul, Muğla, Antalya, İzmir, Bursa, Adana, Aydın, Manisa, Balıkesir'in takip ettiği bildirildi.

MÜLKLERİN EDİNME NEDENİ VE ŞEKİLLERİ
          

Türkiye'deki mülklerin edinilmesi neden ve şeklinin de ele alındığı raporda, (yüzölçümü bakımından) Hatay'da % 64 miras, İstanbul'da yüzde 66 miras, Muğla'da yüzde 96 satış, Antalya'da yüzde 98 satış, İzmir'de yüzde 68 satış, Bursa'da yüzde 93 satış, Aydın'da yüzde 92 satış, Manisa'da yüzde 74 satış, Balıkesir'de yüzde 68 satış, Adana'da yüzde 74 satış yoluyla gerçekleştiği ifade edildi.


Raporda ayrıca, işyeri niteliğindeki taşınmazlarda ilk sırayı İstanbul'un, konut niteliği taşıyan ve yabancı gerçek kişilerin mülkiyetinde bulunan taşınmazlarda ilk sırayı arsa payına göre Muğla'nın, turistik tesislerde ilk sırayı, taşınmazların arsa payı büyüklüğüne göre Antalya'nın, kişi ve taşınmaz sayısına göre ise İstanbul'un aldığına yer verildi.

Yabancıların sahip olduğu mülk sayısının ilçe bazında değerlendirilmesinde ilk on ilçe İskenderun, Sarıyer, Reyhanlı, Alanya, Kumluca, Fethiye, Ceyhan, Yıldırım, Bodrum ve Ortaca oldu. Bu mülklerin edinim nedenlerinin de vurgulandığı raporda, İskenderun'da yüzde 67, Sarıyer'de yüzde 89, Reyhanlı'da yüzde 99 miras, Alanya'da yüzde 98, Fethiye'de yüzde 95, Yıldırım'da yüzde 93, Bodrum'da yüzde 93, Ortaca'da yüzde 98 satış ile edinildiği bildirildi. Bu ilçeler arasında, arsa türünden taşınmazlarda, yüzölçümü, taşınmaz sayısı ve kişi sayısı açısında ilk sırada Alanya yer aldı. Alanya'da 12 bin 684 metrekareye ulaşan 50 parselin, 20 kişi tarafından satın alındığı belirtildi. Türkiye'de gayrimenkule yatırım yapan yabancılar arasında 14 bin 456 kişiyle İngilizler birinci, 14 bin 382 kişiyle Almanlar ikinci, 13 bin 905 kişi ile Yunanlılar üçüncü sırada yer aldı. İSRAİLLİLER’İN TAŞINMAZLARI 10 İLDE TOPLANIYOR
Raporda, İsrail uyruklulara ait taşınmazların tamamının 10 ilde toplandığına da işaret edilerek, bu taşınmazların toplam yüzölçümünün, 80 bin 487 metrekare ve 142 kişiye ait 106 parsel olduğu vurgulandı. İsrail uyruklulara ait taşınmazların yüzölçümü bakımından yüzde 65'ini arsa, yüzde 29'unu ise arazi türü taşınmazlar oluşturdu.

Not: Türkiye’nin gerçek yüzölçümü 814.578 km2, izdüşüm yüzölçümü ise 779.452 km'dir

Bu bilgiler 2006 yılına kadar olan satışların sadece bir kısmı ile ilgili.Şu anda sene 2008 ve satışlar  hızlanarak devam ediyor.

Arkadaşlar biz HAK ve HAKİKAT PARTİSİ olarak bir kurtuluş harekâtı başlattık. Bu gemi tasarlanarak kurulan bir gemi değil. Bu gemi Rahim Rahman’ın (c.c.) inayeti ile kurulan ehl-i beyt gemisidir. Bu gemi kurtuluşu arayanların gemisidir. Bu gemi vuslat arayanların gemisidir. Bu gemi davayı dava edinenlerin gemisidir. Bu gemi hakkın gemisidir. Hakk’a inanan Hakkı üstün tutanların gemisidir. Bu gemi son gemidir. Kıyamet başınıza kopmadan, burası bir Afgan olmadan, Bağdat gibi yıkılmadan, Salamonlar başınıza hâkim olmadan, “Büyük İsrail” devleti kurulmadan, haçlılar sizi kuşatmadan devletinizi elinizden almadan, izzet ve namusunuzu koruyun. Kâfirlik her yana yayıldı küfür aşikâr oldu. Küfür bir millet iken İslam param parça oldu, Afganistan’a döndü. Arz ağlıyor , İslam kan ağlıyor, İslam devletleri birer birer işgal oluyor ve sıra sana geliyor. Bölücü terör örgütü fırtına estiriyor. Haber veriyor, işbirlikçileri onu destekliyor. Taşeron firma iş başında. Bu hükümette taşeron. Aklını başına al ey Türk ulusu !... Memleketin satılmasından hisse al.         

Ekonomik veriler Türkiye’nin ve Dünya’nın iyiye gitmediğini gösteriyor. Ve örnek alınan ekonomik ve siyasi politika idolleri birer birer yıkılıyor. Tabular yıkılıyor. Batıl zayi oluyor çünkü hak doğuyor.  Bizim HAK VE HAKİKAT PARTİSİ olarak bütün bu sıkıntılara çaremiz var. Akademik açıdan yapılması gereken işlerden önce ekonomiyi ve siyaseti idare edenlerin ahlaklı ve milli menfaati kendi menfaatinden önde gören insanlardan oluşması gerekir. Çünkü  ne planlarsanız planlayın, planlanan fiiller, ahlaksız ve menfaati söz konusu olduğunda, milleti ve devletin bekasını hiç düşünmeyen insanların yönetiminde ise boşa çıkar. Toplumumuz kaybettiği ahlaki yapıya muhtaçtır. Bu yapı sağlandığında kimse haksız yere devletin milyon dolarlarını götüremez, belediyeler kayıtsız  denetimsiz tamamen siyasi yatırımlar yapamaz, hükümetler günü kurtarıp siyasi rant sağlamak için milletinin ve devletinin öz malı olan toprakları peşkeş çekemez.            

Üretime dayalı bir ekonomik yapı oluşturulması için Türkiye’de yeterli işgücü ve istihdam olanağı vardır. Bunun önündeki tek engel dışa bağımlı bir siyasi yapıdır.   Biz Hak ve Hakikat Partisi (HAK PARTİ) olarak ülkemizde yanan ve en çok bizleri yakan, en çok garip gurebayı yakan bu yangına bir son vermek amacındayız.  Ülkesini ve milletini seven vatandaşlarımızla omuz omuza vererek bu sorunların üstesinden gelebileceğimizi biliyoruz.  Biliyoruz ki Türkiye’nin çözülemeyecek hiçbir sorunu yoktur. Fakat sadece, hiçbir şahsi ve siyasi menfaati ülke çıkarırından önde tutmayacak bir samimiyetle, kararlılıkla ve  sorunların üstüne gitmekle çözülebilir. Bu samimiyet ve kararlılık Hak ve Hakikat Partisinde mevcuttur. Ülkemizin her sıkıntısı yıllardır teşhis edilmekten bile kaçılmışken tedavi beklenemez hale gelmiştir. Ülkemiz için, milletimiz için, dertlerimizin tedavisi için yola çıktık. Geliyoruz!…

Milletimizin devletimizin bekası için




0 Yorum - Yorum Yaz